Yazı Detayı
30 Eylül 2019 - Pazartesi 11:24
 
Suriye Meselesine dair…
0p.Dr. Fatih KARAYANDI
 
 

Ülkemizin şüphesiz günümüzdeki en önemli meselesi olan ‘’Suriye’’ ile ilgili bir yazı kaleme almak istediğim andan itibaren ‘’Nereden Başlayacağım’’ ‘’Hangisini yazacağım’’ ‘’Kime Kızacağım’’ ‘’Kime yanacağım’’ gibi onlarca çılgın soru beynimi yiyip bitirmeye başladı. Gerçekten o kadar zor bir konu ve bu konuyla ilgili o kadar birikmişle doluydu ki beynim ;

Keşke benimde katıldığım UCLG-MEWA’nın Dünya Bankası ile birlikte Marsilya’da düzenlediği toplantıda ki AB üyesi ülke bürokratları gibi; haritada Suriye’yi göstermekte zorluk çeksem de Handbook’ta okuduğum temel bilgilerle Suriye konusunda ahkâm kesebilecek kadar küstah olsaydım diye düşündüm…

Ama o zaman da  Gaziantep’te görüştüğüm Alman GIZ yetkilisinin bizlere ısrarla yönelttiği “Şehrinizde  yerli halkla  Suriyeliler arasında karşılıklı çatışmalar yaşanmıyor mu?” sorusuna;

‘’Siz bizleri anlayamazsınız. Ortaçağda sizin Avrupa’da yaktığınız Yahudiler dahi bize sığınmıştı. Biz onları Allah’ın birer emaneti olarak gören bir neslin torunlarıyız. Bizim genetik kodlarımızda sizin gibi yabancı düşmanlığı yok ‘’  cevabını almayı çoktan hak etmez miydim?

Mutlaka bir yerden başlamamız gerekiyordu bizde Suriye Türkiye ilişkisine Genel Bir Bakışla başlamak istedik:

Aslında Türkiye Suriye ilişkisi klasik bir coğrafya sorusunun cevabı olan 911 km ile en uzun sınırımız olmasının çok ötesindedir. Rahmetli Kemal Sunal’ın önemli bir eseri olan ‘’Propaganda’’ filmine ilham kaynağı olan köylerin ortadan ikiye bölünmesi bu uzun sınır boyunca hep yaşanmıştır. Hatta bu insanlar yakın zamanlara kadar Türkiye’de kalan yakın akrabalarına akşamları sınır ötesi çay misafirliklerinde bulunmuşlardır. Toros dağlarının Lazkiye’ye doğru devamı olan Bayır-Bucak Bölgesinde ki ‘’Bayır kısmına Türkmen Dağı denilmektedir’’  Türkmen kadınların birçoğu Arapça dahi bilmemektedir. Hatta benimde mensubu olduğum Nogay Türkleri Adana’nın Ceyhan ilçesine ilk geldiklerinde (1859) kendilerine devlet tarafından verilen arazilerin tapuları Halep Eyaleti Tapu Dairesine ait tapulardı. Bugün İsrail işgali altında bulunan Golan/Jolan tepelerinin asıl adı ise ‘’Gülen’’ Tepeleridir ve orayı kurup orada yaşayanlar öz be öz Türkmen kardeşlerimizdir. Humusta söylenegeleni bir atasözü der ki;

Eğer Soyun Türkmen değilse git soyunu araştır. Bugün Türkçe konuşmayı unutmuş Hama ve Humus nüfusunun çoğunluğu aslen Türkmen’dir.

 

Yukarıda kısaca bahsettiğim Tarihsel ve Coğrafi birlikteliğin ötesinde Türkiye ile Suriye arasında bir kader birlikteliği de mevcuttur.  Bugün İdlip’te rejim ve Rus saldırılarıyla cihatçı örgütler arasına sıkışmış, nefes almakta dahi zorlanan 4 Milyona yakın Suriyeliye sorduğunuzda çözümün Türk Devletinin bölgeyi yönetmesi olduğunu duyarsınız...

Çünkü Türkiye;

Suriye’de yaşayan başta Türkmenler olmak üzere tüm mazlum halkların ‘’Poyrazıdır’’.  Namaz kılarken dahi yüzlerini Kâbe’ye döndüklerinde bilirler ki Kuzeylerinde Poyraz yani Türkiye vardır ve başları ne zaman derde düşse onlara Poyraz yani Türkiye yardım edecektir…

 

Bu kadar yakınımızda ve içimizde olan ve dersimize çok iyi çalışıp çok iyi bir sınav vermemiz gereken Suriye meselesine karşı yakın zamana kadar Davutoğlu ve malum ekip tarafından yürütülen ‘’Açık Kapı Politikası’’  ülkemizi ve Suriyelileri ne yazık ki çok zor durumda bırakmıştır. Kader birliği yaptığımız bu insanlara karşı bu kadar yanlış bir politika uygulamanın sehven yapılmış bir hatanın çok ötesinde olduğunu düşünmekle birlikte yine de yorumu siz değerli okuyucularıma bırakıyorum.

MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli tarafından o tarihte öne sürülen güvenlikli bölge planına karşı yandaş kanallarda gülerek bu politikaların tutmayacağını anlatan güruhun bugün Fırat Kalkanı ve Zeytindalı gibi başarılı harekâtlarla çok muntazam bir şekilde uygulanan Güvenlikli Bölge Projesinin çok daha önceden hayata geçirilmemesinin kime veya hangi güçlere hizmet ettiği konusunu daha detaylı yazabilirdim ama zaten lafın tamamı deliye söylenmez mi?

 

Açık Kapı Politikası ile Sayın Cumhurbaşkanımız ve Hükümetimiz Cumhur  İttifakı şekillenene kadar  malum güruh tarafından  yanlış bilgilendirilerek;  BOP’un hedeflediği bölgelerdeki insanlar, yine Küresel Emperyalizmin ve bir arada Davutoğlu ve malum ekibinin desteklediği terör örgütleri tarafından yerlerinden edilerek göçe zorlanmıştır…

Ve sonrasında, dünyanın gözü önünde çocuklara tecavüz eden, erkeklerin kellesini kesen, kadınları diri diri yakan ve bunları dünya basınına servis eden terör örgütlerinin yönetiminde  bırakılan bu bölgeler daha sonra dünyanın sözüm ona demokrasi havarisi ABD ve onun desteklediği Pyd/pkk tarafından bu terör örgütlerinden temizlenerek BOP’a uygun hale getirilmiştir.

Yani uygulanan yanlış politikalar neticesinde 13 Milyon Suriyeli Mülteci durumuna düşmüş ki bunların yaklaşık 4 Milyonu ülkemizde bulunmaktadır. Ülkemizdeki bu insanların Yüzde 70’i ise savaş bitse dahi ülkelerine dönmeyi düşünmemektedir!

13-14 yaşın altındaki çocuklar ne Suriye’yi bilmekte ne de Arapça konuşabilmektedirler. Suriye topraklarının yüzde 30’u ise ABD destekli Pyd/pkk tarafından kontrol edilmektedir. Hemen yanı başımızda bir terör koridoru ve terör devleti kurulmak üzeredir. İşte böyle karamsar bir ortamda Suriye Meselesini yazmak inanın ki çok ama çok zor. Biz bu zorluğa talip olarak; Genel Bakış sonrası daha detaylı yazılarla Suriye meselesini ajansadana.com’dan  sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz…

 

Şimdilik bu kadar… Sağlıcakla Kalınız.

 
Etiketler: Suriye, Meselesine, dair…,
Yorumlar
Haber Yazılımı Adana Temizlik Şirketleri